14 Ağu 2015

Yeni bir hayat başladı,bir hayat yeni başladı...


Hep yeni başlangıçlarla geldiğim bloguma,bu sefer bambaşka bir başlangıcın hikayesiyle geldim.

Belkide ''başlangıç''ın tam manası bu.

Yeni bir hayatın başlangıcı.







Geçen sene,yeni bir hayata başlamaktan bahsetmiştim burada.Ama anladım ki,yeni bir hayata başlamamışım,hayatım yeni başladı. 


Yeni bir hayat,küçük elleriyle dünyaya sarılmaya çalışan minik bir insan.İşe nefes almakla başlayan,nefes almayı bile öğrenmeye muhtaç olan,öğrendiği ilk şey acı verip ağlatan ve öğreneceği her şeyde yanında birine ihtiyac duyan 50 cm lik ''birey''


Sadece kendi için değil,geldiği ev içinde farklılıklar ve farkındalıklar yaratan.''Hayata yeni başlıyoruz'' dedirtip,geçmişte ne varsa silip attıran,bir ''agu''suyla tüm yorgunlukları unutturan varlık...




Bu kadar girizgahtan sonra başlayayım anlatmaya :)


Geçen yıl doğum günümde aldım bu minik mucizenin haberini.Ve en güzel doğum günü hediyemi.

Yeni bir şehire,yeni bir eve alışmaya çalışırken öğrendimki,bu şehirde 3 kişilik bir hayat bizi bekliyor.


Şimdi alışmakta,beklemek de daha güzel olacak...

Oldu da...


Evham dolu ama bir o kadar da keyifli bir hamilelik geçirdim.Bir an önce bitsin dediğim hamilelik günlerimiyse şimdiden özledim.Aslında bu 40 hafta bana o kadar uzun gelmişti ki...Şimdi 40 haftayı bitirip üzerine 8 hafta daha geçmiş olması inanılmaz.


Başta geçmek bilmeyen zaman,son günlerde biraz daha hamile olarak kalabilirimlere döndü.Başta düşük,erken doğum tehdidi sonra geç doğuma dönüştü :) Ve gelmeye niyeti olmayan kızım 40+3. gününde,13.06.2015 de tüm planlarıımızı bozarak ama çok da iyi yaparak dünyaya gözlerini açtı.


Aslında o gün için ''doğurmak'' en son düşündüğüm şeydi.O gün,hastaneye uğrar sonrada alışverişe gideriz diye çıkmıştık evden.Ha bi ihtimale karşı da doğum çantamı indirmiştik arabaya nihayetinde iyi ki de :)

Sonuç olarak,kontrole girdiğim odadan doğuma alınma kararıyla çıktım.Kendimi o kadar gezmeye hazırlamıştım ki,doktorumla pazarlık dahi yaptım.''Ben şimdi gideyim,kendi sancılarım başlayınca gelirim'' diye.Doktorumsa bana ''kaçışın yok,bu bebeği bugün alıcam'' demekle yetindi :)


Tabi o arada,eşim ve annem durumu çoktan öğrenmişte benim yatış işlemlerim bile başlamış,ben daha pazarlık yapadurayım...


Beklemedğim kadar zevkli ve kolay bir doğumla mucizemi kucağıma aldım.Sıkıcı Ankara'nın en güzel Cumartesisiydi.Anlatılamayacak hislerin başlandgıcıda burasıydı galiba.Doğar doğmaz başlayan ''annelik kaygıları'',iyimi,sağlıklımıı evhamları,bir an önce kucağına alma telaşı.


Kucağına aldığındaysa hem cenneti kucaklıyormuşcasına bir sevinç,hem de hissedilen sorumluluğun,o küçük varlığın annesi olma gerçeğinin omuzlardaki ağırlığı.


Doğumun bir anında aşırı bir yorgunluk çökmüş ve birden tüm enerjim bitmişti.O ana kadar,yaşadığım heyecan,kızımın yüzünü merak edişlerim gidip yerine günlerce uyuma isteği geldi sanki.O an,kendi kendime doğumdan sonra bu uykuyla nasıl bebeğime bakarım diye düşündüğümü hatırlıyorum.


Doğumdan sonra odaya giderken de,arkamdan sandalye getiren hasta bakıcıyı bırakıp doğum odasından yürüyerek çıktığımı da :))

Ve tabi ki,''refakatçi''lerim :)) uyurken,gözümü kırpmadan kızımı izlediği mi de...

Bu mucize yanında uyurken,yorgunluk,ağrı sızı kalmayacağını doğum esnasında düşünemezdim tabisii :)


Bana hep derlerdi,doğum bitip bebeği kucağına aldığın an ''anne''liği hissediyorsun diye.Yani evet,doğdu ve annesi oldum.Sabaha kadar her kucağıma aldığımda, göğsümde huzur içinde uyudu.Manevi tüm hisleri,bize en somut haliyle yaşattı.Ama biz eşimle,ilk günden beri ''şimdi sen babasısın,bende annesi,öyle mi '' demekten kendimizi alamıyoruz.Bebek doğar doğmaz,anne baba olsak da anne babalığı öğrenmek içinde en az bir 9 ay lazım bence.


Zaten ilk haftalar bebişin sadece yeme-uyuma şeklinde yaşayıp,boş gözlerle etrafa baktığını onda da belirli bir cm.ye kadar görüp,gördüğünün de flu olduğunu düşünürsek,kendimizi anne baba değil bir nevi,bakıcı olarak görmüş olmamız bence gayet doğal...

Tabi şimdi işler değişti.Kızımız 60 günlük kocaman kız oldu.Dedim ya tarif edilemez hislerin başlangıcı diye.Anne olunca tarif edemeyeceğim bu kadar his olduğunu bilmiyordum.İlk günler,gözü kapalı sadece yiyip uyuyan kuzum,şaka maka fark etmeden 60 gününü doldurdu ve bu 60 günde aslında ne çok şey öğrendi.1-1,5 hafta öncesinde onu güldürmek için konuştuğumda ses tonumu ayırt edip gülmeye başlayan bebeğimin artık sadece beni görmesi yetiyor yüzünü kocaman bir gülümseme kaplamasına.Onun o hesapsız,o parlak gülümsemesi yok mu.Sadece yüzüne bakıp ona gülümsediğimde,ağzını kontrol edemezcesine gülümsemesi...Bana kendimi o kadar değerli hissettiriyor ki,dedim ya anlatamam.


İşte o an anlıyorum ''Anne'' olduğumu.O an o küçücük varlığın bile herşeyin farkında olduğunu,yüzüme baktığında sığınacak limanını bulmuş gibi rahatlamasını ve bunların tarifsiz hislerini o an anlıyorum.


Velhasıl,anne babalığı öğrenmek de süreç istiyor.Ve biz o süreci ağzından aguları,tükürükleriyle yaptığı baloncukları eksik olmayan,2. ayını bitiren ve artık dünyanın keşfedilmesi gereken bir yer olduğunu gün be gün anlayan,bizi her an süt kokusuna boğan meleğimizden öğreniyoruz.


Bir gülümsemesi bu kadar yazdırıp,bu kadar öğretiyorsa daha neler yazar çizerim bilmem.Bildiğim tek şey,bu yolda bilmediğim çok şey olduğu :)


Öğrenecek çok şey var...

Yazacak da...

Yeni bir hayat başladı,bir hayat yeni başladı...

Allahın ''ol'' demesiyle,cennetten düşen meyve bize nasip oldu.Yüreğimden geçen,bunu hak eden öyle insanlar var ki onlarda hep dualarımdalar.


Ha bi de,doğumdan sonra gelen güzel dilekler var.Deriz ya biz hep,''Allah analı,babalı büyütsün'', ben o an anladım,bu cümlenin ne kadar anlamlı,ne kadar iyi bir dilek olduğunu.

''Allah bağışlasın'' ,onu bize bizi de ona ve tabi ki tüm evlatları anne babalarına,tüm anne babaları da evlatlarına...